DÜNYA’NIN EN BÜYÜK HAZİNESİ

Dedelerimizin bile henüz doğmadığı çok eski yıllarda Arda ile Eda, yeni bir köye taşınmışlar. El ele tutuşup birlikte köyü keşfetmeye karar vermişler. Arda ile Eda ikiz kardeşlermiş ancak hiç birbirlerine benzemezlermiş yine de çok iyi anlaşmayı başarıyorlarmış.

Çevrelerini tanıyıp yeni arkadaşlarıyla tanışırlarken çok büyük bir ağaç görmüşler. Gölgesinde biraz dinlenmek için ağacın altına oturmuşlar. Eda dinlendikten sonra ağacın dallarına çıkmış. Arda ise ağacın dev gövdesinin içini merak etmiş. Bir süre sonra Arda elinde çok eski olduğu her halinden belli olan deriye sarılmış küçük bir paket ile dışarı çıkmış. Eda, Arda’nın elindeki paketi merak etmiş, seslenmiş;

– Arda, o elindeki ne? Merak ediyorum haydi söylesene! Nereden buldun şimdi onu?

Eda, biraz sabırsızmış. Sorularının cevabını hemen istiyormuş. Zıpladığı gibi ağacın dallarından aşağı inmiş. Yere oturmuşlar. Paketi dikkatlice açmışlar. İçinden çok eski bir kâğıt çıkmış. Üzerinde bazı şekiller ve kocaman da bir “x” işareti varmış. Arda, büyüklerden duyduğu bir hikâyeyi hatırlamış. Hikâyede uzun deniz yolculukları yaparak tehlikelere atılan korsanların hazinelerini gizli yerlere gömdükleri ve bu yerleri unutmamak için harita hazırlayarak sakladıkları anlatılıyormuş.

Eda ve Arda, buldukları, eski haritanın korsanların hazinelerini sakladıkları yeri gösterdiğine karar vermişler. Hemen eve dönüp anne babalarına hikâyelerini anlatıp, haritayı göstermişler, hazineyi aramak istediklerini söylemişler. Eda ve Arda’nın anne babası yeni taşındıkları köyde çocuklarının böyle bir maceraya atılacak olmalarından önce endişelenmişler ama sonra bir çözüm bulmuşlar.

Dedeleri, Eda ile Arda’ya serüvenlerinde eşlik ederse bir sorun olmayacak!

Ertesi gün dedeleriyle birlikte korsanların sırrını çözecek macera başlamış. Eda ile Arda, tüm gece, korsanlarla ilgili rüya görmüşler. Hazineyi bulup zengin oluşları rüyalarının en zevkli kısmını oluşturuyormuş. Nihayet horoz güneşin doğduğunu öterek haber vermiş. Sıkı bir kahvaltıdan sonra dedeleri, korsanlar hakkında torunlarına bilgiler vermiş. Onlara korsan şapkaları, göz bantları, dürbün, hazırlamış. Eda ile Arda çok eğleniyorlarmış. Tropikal adalardaki papağanları, gemilerine alarak en yakın arkadaşları yaptıklarını anlatmış. Onlara papağan kuklaları vermiş. Ardından tüm korsan aksesuarlarını alarak, ellerinde de hazine haritası ile yola koyulmuşlar.

Harita, onu buldukları ağaçtan başlıyormuş. Çizime göre önce 30 adım kuzeye doğru yürümeleri gerekiyormuş. Karşılarına bir çeşme çıkmış. Evet, tam da haritada bu çeşme resimlenmiş. Doğru yolda olduklarını anlamışlar. Çeşmeden sonra batıya doğru 50 adım gitmişler. Haritadaki çizim şimdi de karşı taraftaki tepeyi gösteriyormuş. 70 adım daha batıya gittikten sonra tepede bir mağara olması gerekiyormuş.

70 adım tepeye doğru yürümüşler. Çok heyecanlılarmış. Hazine haritasındaki son kısmı da tamamlamak üzerelermiş. Yol boyunca dedeleri, hazinelerin bazen elmas, altın gibi değerli taşlar ve madenlerden oluşmadığı üzerine hikâyeler anlatıyormuş. Eda ile Arda ise sadece hazine sandığını düşünüyorlarmış.

Sonunda mağaraya ulaşmışlar. Dedelerinin elinde lamba varmış. Önden gidip mağaranın güvenliğini kontrol etmiş. Sonra torunlarını içeri almış. Ancak mağaranın içinde tahmin ettikleri gibi bir hazine sandığı yokmuş. Eda ile Arda’nın yüzü düşmüş. Haritayı lambanın ışığı altında bir daha incelemişler. Evet, bütün yolu doğru bir şekilde ilerlediklerine eminlermiş. Çevreye bir daha dikkatlice bakmaya karar vermişler. “x” işaretinin olduğu yer, mağaranın en sonuymuş. Burada da bir taş varmış. Taşı hareket ettirmeye karar vermişler.

Taş oldukça ağırmış. Hep birlikte taşı ilerletmişler. Alt kısmında bir delik görünmüş. Dede, lambayı daha da yaklaştırmış. Bir sandık varmış. Hepsi çok heyecanlanmış. Sandık, çok küçükmüş. Eda ile Arda, değerli taşların ve altınların küçük sandığın içine nasıl sığdığını düşünmüşler.

Dede, nihayet küçük kutuyu delikten çıkarmış. Lambanın ışığı altında ıssız mağarada kutuyu açmışlar. Şimdi sıra, geride bu haritayı ve hazine kutusunu bırakan korsanlardaymış. Kutudan bir mektup, çıkmış. Korsan şunları söylüyormuş;

– Selam Maceraperestler,

Benim bu dünyada büyük denizleri, okyanusları aşıp bulduğum en değerli hazinemi ele geçirme başarısını gösterdiğiniz için öncelikle sizleri tebrik ederim. Şimdi şaşırmışsınızdır. Kendi kendinize ‘Nerede elmaslar, altınlar?’ diye sorduğunuza eminim.

Hiç kimselerin gidemediği uzak yerlere gittim. Buradaki insanların her biri ayrı bir dil konuşurdu, ten renkleri bile farklıydı. Öyle tehlikeler atlattım ki! Akıl almayacak maceralara atıldım. Elmasların, yakutların parlaklığı gözlerimi büyülüyordu. Altınlar, gümüşler, etrafımı sarmıştı. Hepsine sahip oldum ancak dünya üzerindeki en değerli hazinenin değerini çok geç anlayabildim.

Sıcak bir yuva ve sevgiyi hiç tatmamıştım. Meğerse dünyadaki en büyük hazine sevgiymiş. Her korsan ardında bir hazine bırakır ben de bu dünyada bulduğum en değerli varlığı yani sevgiyi bırakıyorum. Hazinemi bulan sizleri kutluyorum. Hayatınız, sıcak bir yuvada sevgi ile çevrilensin. Bu hazineyi bulduğunuzu hatırlamanız için size küçük armağanlar bırakıyorum. Kutuyu bulduğunuz deliğin en altına bakın…

Yaşamınızda mutluluklar, dilerim.

Sevgiler,

Önceki ismimle; Vahşi Korsan

Sonraki ismimle; Sevgi Pıtırcığı Korsan

Hepsi bu ilginç korsanın sözlerinden sonra birbirlerine bakmışlar. Dede, deliğe elini tekrar sokmuş. Deriye sarılı küçük bir eşya daha çıkmış. İçini açtıklarında sıradan 3 taş çıkmış.

Eda, Arda ve dedeleri birer taşı almışlar, ceplerine koymuşlar. O günden sonra taşları hiç yanlarından ayırmamışlar. Sevgi, hayatlarında elmastan, altından daha değerli olmuş. Vahşi Korsan, uzun deniz yolculuklarında öğrendiği en önemli bilgiyi hazine haritasında yıllar sonra Eda ve Arda’ya işte böyle öğretmiş. Eda ve Arda, yol boyunca dedelerinin anlattığı hikâyeleri ancak bu yolculuğun sonunda anlayabildiklerini fark etmişler. Hepsinin yüzünde bir gülümse kalplerinde ise dünyanın en büyük hazinesi ile evlerine dönmüşler.

Yazar: Emel Akçay Uzun