ÇOCUKLARA MATEMATİĞİ NASIL SEVDİRİRİZ?

Yrd. Doç. Dr. Vesile Yıldız’ın ”Okulöncesi matematik eğitiminde destekleyici ilkeler ile evde-okulda uygulanabilecek matematik etkinlikleri” başlıklı makalesinin ilk bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Gelecek hafta ”Matemetik eğitiminde uygulanabilecek etkinlikler” konulu içeriği paylaşıyor olacağız.

Okulöncesi dönem çocuğun aktif olarak temel kavramları kazandığı, gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Çocuğun daha sonraki yıllarda kullanacağı ve öğreneceği matematiği anlayabilmesi için bu dönemde gerekli düşünme yöntemlerinin ve becerilerinin gelişmesi gerekmektedir.

Matematik ve diğer bilimlerin anlaşılmasında gerekli olan temel becerilerin bu dönemde kazandırılması ile çocuğun daha sonraki okul hayatı için gerekli olan matematik bilgi ve kavramların temeli oluşturulmaktadır. Bu durum çocuğun daha sonraki öğrenim hayatını kolaylaştırarak başarıyı arttırmakta, problem çözme becerileri kazandırarak üretken ve verimli olmasını sağlamaktadır. Bununla birlikte çocuğun bilimsel ve yaratıcı düşünebilmesini de desteklemektedir.

Matematik Eğitiminin Planlanması

Okulöncesi çocuğunun ileriki yıllarda kullanacağı matematik kavramlarının ve becerilerinin gelişebilmesi için uygun eğitim yaşantılarından geçirileceği aktif öğrenme ortamlarına ihtiyacı vardır. Bu nedenle matematik programı dikkatli yapılarak iyi planlanmalıdır. Planlamada, özellikle kullanılacak öğretim yöntemleri ve malzemeler amaca uygun olarak tespit edilmelidir. Çünkü bu çalışmalarda kurulacak neden-sonuç ilişkisi çocuğun daha sonraki akademik başarısını etkilemektedir. Program çocuğun ifade etme özelliğini arttırıcı ve yeni yaşantılar geçirmesini sağlayacak deneyimleri içermelidir.

Çocuğun aynı zamanda bu programda matematiğin öğrenilmesi kolay, kullanışlı, faydalı ve eğlenceli olduğunu da öğrenmesi gerekmektedir. Çocuk matematik eğitimine karşı olumlu tutumlar geliştirmeli, öğrenirken ilgi ve heyecan duyarak zevk almalıdır. Bununla birlikte matematik kavramlarını öğrenebileceğini düşünerek matematik çalışmalarından korkmamalıdır. Çalışmalarda çocuk “Ben yapabilirim”, “Nasıl olacağını biliyorum” diyebilmelidir. Bu çocuğun öz güven gelişiminin bir göstergesidir. Aynı zamanda bu durum çocuğun güdülenmesi için en etkili yollardan biridir. Çocuk matematiği öğreneceği yolu anladığında ve matematik kavramlarının altındaki amacı görebildiğinde matematiği öğrenmek için istekli hale gelmeye başlayacaktır.

Diğer taraftan çocuk kendini yeterli hissettiğinde kendini kontrol edebilecek durumda demektir. Çocuğun kendine güvenmesi, öğrenme yeteneklerinin farkında olması onun bilişsel öğrenme potansiyelini arttırmaktadır.

Matematik Eğitiminde Destekleyici İlkeler

1. Çok fazla formal çalışmadan kaçınılmalı, özellikle doğrudan sözel eğitim daha az kullanılmalıdır. Bu dönemde çocuklar manipulasyona dayalı (kesme, yapıştırma, eliyle tutma-birleştirme-yerleştirme-sayma, çizme, resimlendirme vb) etkinlikleri yapmayı daha çok ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle soyut figürler yerine gerçek ve somut nesnelerle çalışılmalıdır.

2. Nitelikli matematik öğretimi hem öğretmenin rehberliğinde, hem de öğrencinin katılım ve yaratıcılığı ile gerçekleştirilmelidir.

3. Çocuklar mümkün olduğunca değişik yöntemlerle, materyallerle, miktarlarla karşı karşıya getirilmelidir. Küçük sayılarda başarılı oldukça sayılar arttırılmalıdır.

4. Çocukların aynı matematiksel bilgileri değişik düzenlemelerle ve materyallerle görerek ve dokunarak öğrenmesi sağlanmalıdır. Çocuk 10’un 3’ten büyük olduğunu somut bir şekilde görmek ister. Bu nedenle çocuklara bu konuda daha çok fırsatlar sağlanmalıdır. Çocukların eski deneyimleri yeni deneyimlerle uyumlu hale getirmelidir. Matematiksel bilgilerin yerleştirilmesi için alıştırmalar tekrar edilmelidir.

5. Çocukların matematikle ilgili problem çözme ve bunlar hakkında konuşması konusunda cesaretlendirilmelidir.

6. Çocuklar matematiğin kendi güncel yaşamlarını bütünleyen bir parça olduğunu gözlemlemesi için onların da içinde olduğu fırsatlar yaratılmalıdır.

7.  Sınıf atmosferi öğretmen, öğrenci ve yaşantıları arasında sürekli bir iç etkileşimi olası kılabilmelidir.

8. Çocuklar kendi hatalarından doğruyu öğrenebildikleri için onların hata yapmalarına izin verilmelidir. Çocuğa cevabının yanlış olduğu söylenmemelidir. Sorular sorarak doğru cevabı bulması sağlanmalıdır. Çocuk sürekli olarak doğru kabul edilmeyen bir cevapta ısrarlıysa çocuğun mantığındaki yanlışı görebileceği etkinliklerde bulunması sağlanmalıdır.

9. Öğretmenin her çocuğun matematiksel düşünme ile ilgileneceği ve aynı boyutta gelişme gösterebileceği konusunda olumlu bir beklentisi olmalıdır.

10. Öğretim ile kendiliğinden gelişime izin verme arasında denge kurulmalıdır. Bunu sağlamak için: Uygun çevre yaratılmalı, çocukların ilgilerine cevap verilmeli, çocuğun kendisini ifade edebileceği ortamlar yaratılmalı, çok fazla müdahale edilmemeli, çocuğun düşünmesine izin verip teşvik edilmeli, öğretilebilir zamanı yakalamak için plan yapılmalı, çocukları ne yaptıklarından haberdar etmeli, çocukların birlikte çalışarak birbirlerini öğreterek de öğrendikleri hatırlanmalıdır.

11. Çocuklar kendilerini ve bilgileri keşfetme özgürlüğüne sahip olmalıdır.

12. Aktif öğrenme için en önemli koşul sosyal etkileşimdir. Öğrenmenin kişisel ve içsel bir süreç olduğu, sosyal etkileşiminde, bu sürecin etkinliğini arttırdığı ileri sürülmektedir. Bu nedenle matematik öğretiminde, aktif öğrenme stratejilerinin kullanıldığı sosyal etkileşime dayalı işbirliği becerilerinin kazanmasını ön plana çıkartan öğretim yöntemleri kullanılmalıdır.

Yrd. Doç. Dr. Vesile Yıldız