KÖR UÇUŞ

Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arası, Birleşmiş Milletler’ e üye 156 ülke tarafından kutlanan özel hafta Engelliler Haftasıdır. Geçtiğimiz hafta ülkemizde de çeşitli etkinlikler ile farkındalık yaratılmaya çalışıldı. Türkiye’de nüfusumuzun yüzde 12.29’u engelli ve yüzde 68’nin yaşadığı çevrede engeline uygun düzenleme olmadığını düşünürsek onları daima hatırlayarak, çözümcül yollara destek olmak, onların hayata entegre olmasını sağlamak ve ilgili sivil toplum kuruluşlarını tanımak ve çevremize tanıtmak yapabileceklerimiz arasındadır. İşte bu vesile ile sizleri çok özel biri ile tanıştırmak istiyoruz.

1939 Nisan’ın ilk günleriydi. İki ayı aşkın bir süredir yattığım Cerrahpaşa Hastanesi’nden taburcu olmuş, annemin kolundan çıkıyordum. Ne var ki bu çıkış hastaneye gelirken geride bıraktığım yaşantıma dönüş değildi. Allaha ısmarladık bile diyemeden ayrıldığım sınıfıma, kitaplarıma, defterlerime ve de aydınlığa geri dönmüyordum. Yarım kalan oracıkta yarım kalmıştı. Yeni bir yola çıkıştı bu : Kör Uçuş başlıyordu.’(1)
Evet bu azimli çocuk için Kör Uçuş başlar. Gerçeği kabullenir ve boş umutlar beslemez. Körlükten kurtulmayı hayal etmez ama Türkiye’de körler için neler yapabilirim, önce kendime sonra ülkeme nasıl faydalı olurum diye sürekli sorgular.
Kördür ama ingilizce öğrenmesine engel yoktur, tıpkı 18 yaşında dışarıdan bitirme sınavlarına girerek ilkokul, ortaokul, lise diploması almasına engel olmadığı gibi.
Sosyal hayatını, arkadaşlarını da dışlamaya engeli yoktur. Akordeon çalarak müzik yapmasına da . Hayatı sever o. Güçlüdür. Planlarını yapar , hedeflerini belirler avukat olacaktır. İngiliz atasözü ; “İstek olan yerde çare de vardır” hayat felsefesi olur. Kitaplardan asla vazgeçmez. İngiltere’de bulunan Royal National Library for the Blind ile orada tanışır ve halen oradan gönderilen kitaplar onu mutlu eder. Kuran’ı Kerim’i İngilizce olarak bu kitaplıktan gönderirler, aynı şekilde Yaşar Kemal’in İnce Mehmed’ ini ve daha nicelerini…
O yıllarda bir taraftan da acaba bir gün gelecek, yurdumuzda Türkçe kabartma kitapları ödünç alabileceğimiz bir kütüphane açılacak mı diye de sorgular.
1948 yılında tüm sınavları tamamlar ve üniversiteye girebilmek için gereken diplomaları elde eder. Meslek seçiminde bile işverenlerin ve devletin körlere bakışını sorgular, bir yandan da körlerin kalkınmasına etkili olarak hizmet olanağı sunan bir meslek seçmeye özen gösterir. Böylelikle avukatlığı seçer. Öyle heveslidir ki okula başlamadan Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanununu kabartma yazıya çevirir. Başarısızlığa tahammülü yoktur çünkü o bir rol modeldir, tanıdık tanımadık tüm görme özürlülere hizmet edebilmesi için başarılı olması şarttır. Hukuk Fakültesinin 2. sınıfında sadece bireysel çabalarla değil görme özürlülerin ortak sorunlarına kalıcı çözümler bulunması amaçlı Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği kurulmasında bizzat görev alır. Kendisinin önerisi ile derneğin başına Altı Nokta eklenir. Günümüzde derneğin 23 şubesi bulunmaktadır. 1952 yılında fakülteyi pekiyi derece ile bitirir. Hatta 24 dersten 24 kez sınava girmiştir 6 sınavda 9 , 18 sınavda da 10 almıştır. Mezun olurken bile kendi başarısından çok bu ve benzeri fakültelerin kapılarından birçok görme özürlünün elinde diploma ile çıkmasını dileyerek ve umarak yoluna devam eder. Yolu ailesinin yaşadığı Aydın’a düşer, o günleri şöyle tanımlıyor;
‘Bugünler erişmek istediğim, uğruna bunca emek harcadığım günlerdi; ama yine de yaşamımın eksik bir yanı vardı. Varsıllar yoksullara, bilenler bilmeyenlere, sorunlarını çözümlemiş olanlar çözemeyenlere yardım etmeliydi. Ben körlüğe uyum sorunlarından pek çoğunu çözmüş olan birkaç mutlu körden biriydim ve sorunlarını çözemeyen körlere yardım etmeliydim. Bu benim için yalnızca bir borç değil, yıllardan beri içimde beslediğim ve her fırsatta gerçekleştirmek yolunda çaba göstermekten kaçınmadığım bir amaçtı’.(2)

(1 ) Kör Uçuş Sayfa 15
(2 ) Kör Uçuş Sayfa 120

O yıllarda hukuk fakültesini bitirenlerin öğretmen olabilmesini de fırsat bilir ve öğretmen olmak için gerekli girişimlerde bulunur .Sevincini körün istediği bir göz Allah verdi , iki göz diyerek dile getirecek kadarda esprilidir .
Birçok zorlukları atlatarak ( kör olduğu için öğretmen olmaması için çabalarlar ) 28 yıl 5 ay boyunca süren öğretmenlik mesleğine merhaba der. Hatta Ankara Körler okuluna atanması ile önümüzdeki yıllarda başka görme özürlülerin de körler okullarında öğretmenliğe atanmasına yol açan bir örnek oluşturur.
Ankara Körler Okulu’nda geçirdiği sekiz yıl boyunca kör öğrencilerin, kör öğretmeni olur . İyi ki de olur çünkü o sadece müfredatta yer alan derslere değil hayat derslerine de yer verir. Tüm enerjisini kör öğrencilerinin sorunlarını çözmeye adar. Onların iyimserlikle ve umutla geleceğe bakmalarına yardımcı olur.
Kör avukat – öğretmenimiz 1954 yılında Birleşmiş Milletler bursu ile görme özürlülerin kalkınması için ilgili öğretmenlerin bilgi ve görgülerinin arttırılmasını sağlamak amacıyla 6 aylığına Avrupa’ya gider. Beş ay İngiltere, bir ayda Almanya, Yugoslavya ve Yunanistan’da incelemeler de bulunur.
İncelemeleri Türkiye’de pek çok ilke imza atar. Körleri farklı iş alanlarında istihdam yaratmaktan tutun, kabartma iskambil kağıdı oynayabilmeye kadar farklı etkileri olur.
1958 yılında Tülay ile evlenirken müzik grubundan ricası karısı için bestelediği boleroyu çalmalarıdır. Bir yandan da amatör olarak müzik ile haşır neşir olur.
1960 yılında 21 yıl süren yeni bir evre başlar onun için . İzmir Akşam Ticaret Lisesine atanır. Her gün 17.30’da yazıhanesinden çıkıp okulunun yolunu tutar ve gece 10’da evine döner. Bu arada Yankı ve Çağrı’nın babasıdır artık.
1965 yılında Mili Eğitim Bakanlığınca açılan ticaret liseleri için ders kitapları yazma yarışmasına katılır ve yarışmayı kazanır. Ticaret Hukuku, Hukuk Temel dersleri, hukuk ve sigorta – taşıma hukuku kitaplarını yazmasına vesile olan bu yarışmayı kazanır.
1981 yılında öğretmenlikten emekli olur ama serbest avukatlığı bırakmaz. 1992’ye kadar devam eder. Bu arada İngilizceden Türkçeye çeşitli kitaplar çevirir.
Emekliliğinden sonra Amerika’da bulunma fırsatını yakalar ve oradaki körler kütüphanelerini ve görme özürlülere yönelik çalışmaları yakından inceler. Körler için bilgisayar kursları ile karşılaşır. Elbette teknolojiye hayran olarak Türkiye’ye döner.
Özellikle kitap çevirilerinde bu teknolojiden yararlanmalı diyerek araştırmalara girişir.
70 yaşında olmasının bilgisayar kullanmayı öğrenmesine bir engel olmadığını düşünür. Hatta avukatlık yaparken bu olanağa sahip olsaydı neler yapabilirdim diye de sorgular. Düşünür ve düşünür. Aslında onun hayalinde yurt dışında örneklerini gördüğü ( Özellikle İngiltere, Amerika ) görme özürlüler kütüphanelerinden birini kazandırmak vardır aklında. Körlüğünün ilk yıllarında İngilizce kurslarına devam ederken memleketi Aydın’da tanıştığı British Council yetkilileri tarafından hediye edilen bir çuval kabartma kitap şu anda binlerce görmeyene hizmet veren Türkiye Görme Özürlüler kitaplığını kurma fikrinin tohumlarının atılmasına neden olmuştur aslında.
O körler için bir rol model . Türkiye için örnek insan.
Üniversite sınavında dereceye giren öğrencilerin kitaplarının hazırlanmasından tutun bilgisayar kurslarına kadar çok farklı alanlarda tam donanımlı üretim merkezi olarak çalışıyor kütüphane. Türkiye’de ve yurt dışında 5000 kişi kitaplıktan ücretsiz hizmet alıyor. 300’den fazla gönüllü ordusu ile her yıl yeni hedefleri ile hizmetlerine devam ediyor kitaplık.
Gültekin Yazgan’ın hayatı ve eserleri için ; https://www.youtube.com/watch?v=vOVdmZI3zO4
Gültekin Yazgan’ın hayatı ve çalışmaları ile ilgili kendi yazdığı “Kör Uçuş ” ve Doğan Cüceloğlu’nun kaleminden “ Onlar Benim Kahramanım” isimli kitapları okuyabilirsiniz. (İki kitabın geliri Türgök’e aktarılmaktadır)
Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’nı merak edenler için ; www.turgok.org
Not : Özürlü kelimesi Gültekin Yazgan tarafından özellikle kullanılmaktadır. Kendisi özrün var olan kalıcı bir şey olduğunu, engelin ise geçici, yaşamın herkes gibi sürdürülebileceğini düşünmektedir.

Burçay Erenay Güngüler