KOŞULSUZ EBEVEYNLİK

“Ebeveyn eğitim kitapları gerekli” yazısına yorum bırakanlardan Petek, bir kitaptan bahsetmişti. Koşulsuz ebeveynlik. Aynı günlerde, Görünmez Adam Yayınevi sahibi Yiğit bey’den bir mail aldım. Kitabı okumam için göndermek istiyordu, yorumlarımı paylaşırsam sevineceğini söylüyordu. Asıl ben çok sevindim. Kitap dedin mi bende akan sular duruyor, düşünsene bir de bir anne tarafından tavsiye edilmiş…

Biz X kuşağı olarak kariyerimizde olduğu kadar özel yaşamımızda da kayıp bir nesiliz bence. Daha doğrusu arada kalmış, iki arada bir derede bir nesiliz. Çocukluğumuzun ebeveynliğini net hatırlamak ve uygulamalarımızda izlerini taşımakla kalmıyor, kendimizi geliştirmek için ebeveyn eğitim kitaplarına sarılıyoruz. Geleneksel yöntemler ile kitaplarda önerilenler arasında kimi zaman bocalıyoruz. Yazık bizim çocuklara:)

Alfie Kohn, bizi bu bocalamadan “koşulsuz ebeveynlik” önerisi ile kurtarabilir mi?

Giriş bölümünden itibaren “kafa yapımız uyuyor bu Alfie Kohn ile, sevdim bu adamı” derken, birden yaptığım/yapmakta olduğum “koşullu ebeveynlik” davranışlarını bir bir okumaya başladığımı fark ettim, ters köşe olduğumu itiraf etmem gerekir.

Şimdiye kadar okuduğum kitapların bir kısmındaki “şöyle yaparsan böyle olur, böyle yaparsan şöyle olur” gibi yaklaşımların çocuğunuzla uzlaşmaktan ziyade, çocuğunuzu uysal yetiştirmeye yönelik olduğunu, daha da kötüsü çocuğunuzun uysallığının anlaşma zemini için bir araç olmaktan çıkıp bir amaç haline getirdiğini eleştiriyordu. Ve benim de çok defalar izlediğim bir yoldu. Uzlaşma sağlandığında kendini zafer kazanmış hissediyorsun fakat kime karşı, neye karşı?

Kitapta en sevdiğim bölümlerden biri ödül-ceza sistemine karşı yaptığı yerinde açıklamalardı. Çoğumuzun diline pelesenk olan “aferin” mesela, bir tanım değildir, bir yargıdır diyor yazar. Olumlu pekiştirme yaptığımızı sanıyoruz ama aslında övgü ile yargılıyoruz çocuğumuzu. Aferin ile değerlendirmekten çok daha iyisini yapabiliriz. İlgimizi verebiliriz, ona yaptığıyla ilgili kendisinin ne düşündüğünü sorabiliriz, sorgulamasını, kendi kendini değerlendirmesini, düşünmesini sağlayabiliriz.

Yeri gelmişken bir örnek vereyim. Bizim evin tadilatı devam ederken Arca babasıyla çok vakit geçirdi. Şu anda iyi bir seramik ve alçı ustası olduğunu iddia ediyor ve ben onun bu özgüven bombası hallerine çok gülüyorum. Neyse… İlkerle birlikte rezervuar seçmişler, taşındığımızdan beri “ben seçtim, beğendin mi?” diye defalarca sordu bana. “Çok güzel” desem de, “bayıldım” desem de Arca aynı soruyu sormaya devam etti. Sanki tatmin olmuyordu. Sanki üzerinde konuşmak istiyordu. Bir gün Alfie Kohn’un tavsiye ettiği gibi yargılamaktansa, sormayı denedim. “Sence nasıl?” Eh adam inşaat konusunda bilirkişi ya, toz kondurmadı seçimine, çok beğenmiş. “Peki, neye göre seçtin, nasıl seçtin” diye sorunca başladı konuşmaya. Görüntüsünü, parlaklığını, iki düğmeli oluşunu beğenmiş ve bu yüzden seçmiş. Çocuk seçimi hakkında sohbet etmek istermiş meğer… Bir daha da sormadı. Sormasın zaten yani benim beğenime göre aksiyon almasın, kendi içine siniyorsa, kendisi kendi seçimi/eseri/görevi… için ne düşündüğünü sorgulasın.

Diğer taraftan, vicdanımı acıtan noktalar da oldu. Mesela benim adına “ceza” demediğim ancak kendi seçimlerinin sonuçlarına katlanmak olarak adlandırdığım şeylerin hoş bir şey olmadığını kitabı okuyunca fark ettim. “Yemek yemeden abu cubur yok, abur cuburu seçebilirsin ama sonucunda bir hafta yiyemezsin, sevdiğin şekerlemelerden yiyememenin sorumlusu sensin, ceza senin seçimin” masum gibi görünen aslında gaddarca bir yaklaşım. Benim bunu yaptığım çok oldu mesela. Hay dilimi eşek arıları şetsin!

Çatışmalardan kaçınmak ve konuşmak… Alfie Kohn aslında sürpriz yumurta çıkarmıyor, önerisi son derece basit, yalın. Ama bunu yaşıtlarımızla asgaride buluşmak için yapabiliyorsak, neden çocuklarımızla da denemeyelim? Daha küçükken bu zordu, kabul ediyorum ancak Arca artık kendini gayet iyi ifade edebiliyor, bu sebepten “ben öyle söylüyorum öyle olacak” diye kestirip atmaktansa, uzun uzun konuşmak ve açıklama yapmak bizim ilişkimiz açısından daha olumlu sonuçlar veriyor. Tamam, ben gevezeyim ve vikipedi izmir şubesi gibi bir kelimenin bile beş yüz kelime ile ifade edilebildiğinin canlı kanıtıyım ama inan ki benim de saç baş yolduğum, yorgunluktan konuşacak halim kalmadığı oluyor. O zaman da bir adım geri çekilmeye çalışıyorum. İsteğini söyle ve geri çekil. Yaptırımlara (bak ceza demiyorum:P) o kadar alışmışız ki, bazen Arca’nın “peki yapmazsam ne olacak ona göre karar vereyim” demesi içimi acıtıyor. Sadece eskiden bu diyaloğu ukalalık ve terbiyesizlik olarak adlandırır, sakinleşinceye kadar ondan uzaklaşmaya çalışırdım şimdi bunun evvelki yanlış yaklaşımlarımın sonuçları olduğunu, çocukların özünde ukala, şımarık filan olmadıklarını hatırlatıyorum kendime… Sabır gerekiyor. Yazık ki doğurmadan önce bizleri bir sabır sınavından geçirmiyorlar, ebeveynlik için bir ehliyete ihtiyaç duyulsaydı kuvvetle muhtemel insan nesli tükenirdi:)

Aklıma gelmişken, Özgür Bolat’ı okur musunuz? Ben yazılarını çok severek okurum, bence çok değerli bir eğitimci. Koşulsuz Ebeveynlik kitabını okurken sık sık Özgür Bolat’ın yazılarıyla paralellikler yakaladım, hatta üşenmedim birkaç eski yazısını tekrar okudum. Kendisinin referans verdiği yazarlardan birinin de Alfie Kohn olduğunu görünce hiç şaşırmadım. İkisinin en önemli ortak noktası bence, çocuk büyütürken günü kurtarmaya ve itaatkâr bir nesil yetiştirmeye değil, bugünün çocuklarının geleceğin yetişkinleri olacağı gerçeğine odaklanmaları.

Biz bugün bir çocuk eğitmiyoruz, geleceğin yetişkinlerini ve geleceğin toplumunu inşa ediyoruz. Nasıl? Büyük resim korkutucu ama heyecan verici değil mi :)

“Bağırmaktan daha iyisi söylemek, söylemekten daha iyisi açıklamak, açıklamaktan daha iyisi tartışmaktır” Kitapta geçen bu cümle aslında bize, tartışmanın, birlikte bir çıkar yol aramanın bugün sorunları çözdüğü kadar çocuğumuzun nasıl bir yetişkin olacağını etkilediğini de düşündürmüyor mu?

İşaretlediğim bölümleri böyle alıntılasam, kitabı baştan buraya yazmam gerekir. Ben daha iyisini yapacağım ve kitabı okumanızı tavsiye edeceğim.

Bu kitabı okumama vesile olan yazımda; bir ebeveyn eğitim kitabını üç şartı (hepsi ya da en azından ikisini) yerine getiriyorsa, tavsiye ederim, demiştim.

1. İşe yarıyor mu? Yani ebeveynlik yolculuğunda sana destek olabilecek mi?
2. Sahip olduğundan farklı bir bakış açısı sağlıyor mu?
3. Üslubuyla olsun, yaklaşımıyla olsun, sana kendini bu ebeveynlik yolculuğunda iyi hissettiriyor mu?

“Koşulsuz Ebeveynlik” kitabını okuduktan sonra bir şart daha eklememin gerektiğine karar verdim:

“Çocuğunuzun, kendini ve çevresindekileri sorgulama yetisine sahip, erdemli bir yetişkin olmasını sağlayacak bir çocukluk geçirmesine rehber olabilecek nitelikte mi?”

Yeliz Yener Minareci